Alicia Walker Kozmopolit Yönetici Olarak Orta Bizans İmparatoruBirden fazla sosyo-politik ortama aynı anda katılma ve kimliğini çoklu kültürel modlarda ifade etme eylemi olarak tanımlanan kozmopolitlik nosyonu, Orta Çağ dünyasında kültürleri aşan sanatsal etkileşimi destekleyen dinamikleri tanımlamada son yıllarda ortaya çıkan kavramlardan biridir. Ancak Orta Bizans sarayının “kozmopolit” doğası 20. yüzyılın erken döneminden itibaren sanat tarihi literatüründe avant la lettre olarak tanına gelmiştir. İmparatorluk ve saray sanatı üzerine çeşitli incelemelerde, André Grabar, örneğin yabancı, özellikle Sasani ve İslami kaynaklardan gelen motif ve temaların varlığına dikkat çeker. Daha yakın zamanda ise aralarında Anthony Cutler, Lucy-Anne Hunt, Robert Nelson ile Henry ve Eunice Maguire’ın da bulunduğu bilim insanları “başka” sanat geleneklerinin Konstantinopolis’teki saray ortamına nasıl katkıda bulunduğu anlayışını genişletmişlerdir.
Yine de, Bizanslı olmayan sanat unsurlarının Bizans imparatorluk erkinin doğrudan ifadesine ne derecede katıldıkları yeterince incelenmemiştir. Yabancı üslupları ve motifleri betimleyen obje ve anıtlar tipik olarak gayrı resmi sanat kategorisine yerleştiriliyor ve çoğu zaman da, elitlerin zevkleri domeni ile ilişkili olduklarını ve imparatorluk idaresinin ideolojilerini vurgulama gibi ciddi bir konuya anlamlı şekilde katkıda bulunmadıklarını ima eder şekilde elit kesimin boş zaman uygulamalarıyla ilintilendiriliyor. Bu hususlardan ikincisinin genellikle Bizans imparatorluk erkinin Hristo-mimetik (ya da en azından tanrısal olarak tasvip edilmiş) kavramını sunan imgelem tarafından yerine getirildiği kabul ediliyor. Konstantinopolis’in Orta Çağ sarayının kozmopolit bir mekân olduğu genelde kabul görse de imparatorun kendisinin bizzat kozmopolit bir yönetici olarak betimlenip betimlenmediği hususu daha dikkatle irdelenmelidir.
Bildirimizde Orta Bizans imparatorunun Hıristiyan olmayan motifler, yabancı ikonografi ve egzotik üslupsal özellikler içeren görsel bir vokabüler ile kozmopolit bir ideal yansıttığı söylenebilecek seçme örnekler irdelenmektedir. Bu sanat ve mimarlık eserleri, yalnızca başkenti ve imparatorluğu değil, aynı zamanda yöneticinin bizzat kendisini de dünyevi domene katılırken göstererek, imparatorluk erkini, tanrısal ortamdan ziyade bu dünyada ve de özellikle Roma-Hıristiyan geleneğinden ziyade kültürel mod çeşitliliğinde köklendiriyor. Bu örnekler, imparatorluk erkinin, mutlak ve değişmezden ziyade, göreceli ve responsive olarak anlaşıldığını – ve belirli bir dereceye kadar da temsil edildiğini akla getiriyor. İkinci husus Bizans imparatorluk ideolojisi üzerine metinsel ve tarihsel incelemelerde yoğun şekilde irdelenmiş olmasına karşın sanat tarihi alanında da benzer bir ilgiye gerek vardır.
< Bildiri Özetlerine Dönüş
|